Villa Borghese: Time to take deep breath and calm down.

tumblr_lugnc6b5as1qailu1o1_1280

Yavaş yavaş Roma’da da soğuklar yüzünü göstermeye başladı. İşin ilginç yanı burada havanın ortası yok. Ya inanılmaz bir yağmur ve soğuk var, ya da bahardan kalma bir hava. Roma’ya yağmur yağmayadursun, metrolar, trenler işlemez hale geliyor. Binanızın bizim gibi bir avlusu varsa sabah kalktığınızda avlu yerine bir havuzla karşılaşıyorsunuz. Bunları bilmiyormuşcasına, geçtiğimiz hafta gaza gelip “Hadi Siena’ya gidelim” deyip tren biletlerimizi aldık. Pazar günü de yolculuk yapmaya karar verdik. Cumartesi gecesi oldukça sakin ve güzel bir hava olunca oda arkadaşım ve onun arkadaşıyla Pantheon yakınlarındaki Roma’da ilk gittiğim pizzacıya birkez daha gittik. Hava halen güzel. Daha sonra Piazza Novana yakınlarındaki baya şık bir bar Salotto 42‘yi denedik. Şık olduğu kadar da pahalı. Arada kaçamak yapılınabilir ne de olsa. Derken başka bir arkadaşımla buluşmak için Pantheon’a doğru tekrar yol aldım. Hava biraz rüzgarlı. Arkadaşımla buluşup bayadır gitmeyi planlayıp iki aydır gidemediğimiz Sant’Eustachio Il Caffe‘ye gittik. İtalya’yla ilgili bir ipucu. Eğer bara gittiğinizde kahvenizi masada içmek isterseniz, masaya kahveden çok daha fazla ödüyorsunuz. Örneğin gittiğimiz barda kahve normalde 80 cent iken 3 euro da kişi başı masaya ödedik. O yüzden eğer çok yorgun değilseniz, barda ayakta içmenizi öneririm, ki bence çok da zevkli. Kahvelerden sonra saatin 2 olması ve bizim 5:30’ta Siena’ya trenimiz olması münasebetiyle arabaya doğru yol aldık. Hava rüzgarlı ve gökgürültülü. Derken Tevere yakınlarında hafiften yağmur başladı. Trastevere’den geçerken ise yağmur hızlanmakla kalmayıp ağaçlardan kafamıza sert parçalar düşmeye başladı. St. Pietro manzaraları romantik Tevere yürüyüşümüz bir anda sadece felaketten kaçışa döndü. Arabaya bindikten birkaç dakika sonra ise büyük bir ağaç dalı arabanın üstüne düştü. Kısacası İtalya’da yağışlar ya olağanüstü, ya da hiç yok. Ertesi gün tabii ki Siena’ya gitmekten vazgeçtik. Biletlerimiz açık tarihliymiş neyseki. Öğlen hava açınca da artık şu Villa Borghese’yi bir adam akıllı görelim dedik ve Piazza del Popolo ve fakültemin bulunduğu Via Flaminia’ya 5 dk olan Villa Borghese’ye geldik. Nihayet o resimlere konu olan, milyonlarca kez fotoğrafı çekilmiş göletin fotoğrafını ben de çekmiş bulundum. Mesudum. Pazar günü yapılacak en güzel şeydi sanırım. Uzun bir Villa Borghese yürüyüşünden sonra tabii ki geleneklerimize uyup kahvemizi içip yanında da kremalı turtamızı (en sevdiğim) yedik. Sonra yağmur yine aynı hızla başladı ve bir Pazar akşamını evde geçirdik. Bu arada sanırım kilo alıyorum. Çünkü İtalya güzel şeyler yersen daha da bir güzelleşiyor, insan yedikçe güzelleşiyor, İtalya daha da huzur veriyor insana o zaman. Adeta pamuk gibi bir insan oldum buraya geldiğimden beri. En son ne zaman gerçek anlamda sinirlendiğimi hatırlamıyorum bile. Lezzetli birşeyler yemek için de her köşede elbet birşeyler bulabilirsiniz, yeter ki benim gibi kararsız olmayın. Deneyin, gitsin. Villa Borghese’den birkaç fotoğraf burada. Biliyorum, buraya gelmeden önce söz verdiğim gibi her gün birşey yazamıyorum. Çünkü her geçen gün biraz daha tembelleşiyorum ya da biraz daha İtalyanlaşıyorum. :)

0

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

* Copy This Password *

* Type Or Paste Password Here *