MADRID

Screen Shot 2012-12-04 at 1.24.09 AM

Son durağımız Madrid’e geldiğimizde artık bizdeki güç tamamen tükenmişti. 3 farklı şehir ve 2 farklı ülkeyi kışın ortasında bir haftada gezmenin çok da iyi bir fikir olmadığını bile(!) düşünmeye başladık. Sonuç olarak Madrid’e geldiğimizde yine bizi İspanya’nın Avrupa’ya yakışır raylı toplu taşıma sistemi karşıladı. Burada bizi oda arkadaşımın ablasının arkadaşı misafir ettiğinden onun evine doğru yol aldık. Ev merkeze bir 25 dk uzak, nasıl gezeceğiz vs düşünürken eve geldiğimizde bizi karşılayan kuru fasulye, pilav ve ev yapımı kaymaklı yoğurtla tüm günümüzü evde harcayabileceğimize karar verdik. Zaten hava inanılmaz soğuktu. Türk misafirperverliği karşısında gözlerimiz dola dola yemeklerimizi yedik. İşin şakası bir yana Türk mutfağının kıymetini bu erasmus süresince iyice anladık. İtalyan, Uzakdoğu, Fransız, İspanyol mutfağı bir yana Türk mutfağı inanılmaz zengin, inanılmaz lezzetli. Kısacası yemişim tapasını, paellasını bir kurufasulyeye tav olduk. Neyse. Milliyetçiliğin doruğuna çıktığımız yemek yeme sürecinden sonra artık enerjimizi toplayıp Madrid’in merkezi SOL meydanına doğru yol aldık. Öncelikle burada şu meşhur İspanya’nın 0 (sıfır) noktasına bir basalım desek de bir türlü bulamadık. Sonra saçma sapan gezdikten sonra tam ümidimizi kaybetmişken bir taşın üzerinde 0 noktası yazdığını fark ettik. Yine ufak bir hayal kırıklığı. İnsan bir anıt, bir heykel bekliyor tabii. Adettendir deyip, basıp devam ettik. Hemen sonra Plaza Mayor‘a gittik. Ama hava yağmurlu ve soğuk olduğundan oradaki tek deli olarak biz bulunuyorduk. Derken artık buna daha fazla dayanamayıp birşeyler atıştırıp eve döndük. Ertesi gün yine aylaklıktan ötürü öğleden sonra anca merkeze gelebildik. Yine adettendir deyip bir iki tarihi birşey görmeye karar verdik (artık birşeyden sonra soğuktan ötürü insan zorunluluktan yapıyormuş gibi hissediyor) La Almudena kilisesine baya fırtınalı bir hava eşliğinde ulaştık. Biraz kilisede fotoğraflar çekip (aslında ısınıp), mimarisini inceledikten sonra (aslında dinlendikten sonra), hemen katedralin yanındaki (kazayla rastladığımız) Plaza de La Armedia‘ya uğradık. Palacio Real saatten ötürü kapalıydı, bizim de en hevesli günümüz değildi zaten. Oradan da Plaza de Oriente‘den, şöyle çocuk parklarındaki artık çamur olmuş kumlara bata çıka Teatro Real‘e vardık. Buraya daha önce de Cafe Madrid adında güzel bir kafeye gelmiştik. Derken, döner ayak son bir tapas yiyelim diye bir restorana girdik ve ançüezli, adını hatırlamadığım başka bir balıklı ve tavuklu vs. tapaslardan yedik. Hemen ardından uçarak eve gittik. Turistik açıdan pek verimli olmasa da dinlenme açısından çok güzel bir durak oldu Madrid. Ertesi gün ise yine buraya, Roma’ya döndük. Soğuktan makinemi çıkarmaya bile üşendiğim için tek fotoğraflar bunlar ne yazık ki. Sırada Venedik var, hadi bakalım. Görüşmek üzere.

tumblr_lzilql3duq1qailu1o10_1280 tumblr_lzilql3duq1qailu1o9_1280 tumblr_lzilql3duq1qailu1o8_1280 tumblr_lzilql3duq1qailu1o7_1280 tumblr_lzilql3duq1qailu1o4_1280 tumblr_lzilql3duq1qailu1o3_1280 tumblr_lzilql3duq1qailu1o2_1280 tumblr_lzilql3duq1qailu1o1_1280

1

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

* Copy This Password *

* Type Or Paste Password Here *