Bruxelles: Les néons, les Léon, les noms de dieu.

DSC_1466 copy_1

Nihayet Brüksel fotoğraflarını arşivden çıkarabildim. Açıkçası tam neler yaşadık hatırlayamayacağım kadar zaman geçti üstünden. Barselona’da havaalanında geçirdiğimiz yorucu bir geceden sonra Brüksel’e vardık. Brüksel’de paraya biraz kıyıp doğru düzgün bir otelde konaklıyoruz. Hava baya soğuk tabii. Otelde şöyle bitmeyen sıcak suyla (ki bunun nasıl bir nimet olduğunu bu 6 aylık erasmus olayında anladım) duş alıp, biraz uyuyup ilk hedefimiz Grand Place‘e doğru yola çıkıyoruz. Brüksel’in şehir merkezi çok küçük. 9 euro verip aldığımız metro kartını 2 kez anca kullanmışızdır. Grand Place’de birazcık turistik görevimizi yerine getirip hemen yiyecek arayışına giriyoruz. Brüksel diğer avrupa ülkelerinden farklı olarak tam bir Türk istilasına uğramış durumda. Ama baklavacısından, kebapçısına herşeyi bir arada görünce bu durumdan şikayet de etmiyoruz. Grand Place’in arka sokaklarından birinde öğle yemeğimizi kebap ve ayranla (!) yapıyoruz. Baya başarılı tabii. Oda arkadaşım neredeyse ağlayacak. Milliyetçilik hat safhada. Derken bir yerde şerbetli tatlılar ve kurabiyeler yapan bir dükkan buluyoruz. Kapalı bir kadın işletiyor, haliyle Türk olabileceğini düşünüyorum ama bize Fransızca cevap veriyor. Meğersem değilmiş. Orada da şöyle birkaç şerbetli tatlı götürüyoruz. İlk gün böyle geçtikten sonra ikinci günde de yine turistik geziye soğuğa aldırış etmeden devam ediyoruz ve akşama doğru yağmur başlıyor ve pes edip, yine kendimizi tembelliğe ve açlığa bırakıp birşeyler yiyip otele gidiyoruz. Akşam için de hedefimiz midye bira yapmak için ünlü Chez Léon‘a gitmek. Ortam çok güzel. Midyeler de pek tabii. Yemekten sonra Chez Leon’un hemen yan tarafında adını hatırlayamadım ama yüzlerce çeşit birası olan bir bara gidiyoruz. Barmene “bize sert birşeyler ver” diyoruz, o da sağolsun sırasıyla değişik biralar getiriyor bize. Orada Brüksel’in bira koleksiyonunda bir yolculuk yaptıktan sonra waffle yemeye karar veriyoruz. Waffle tabii güzel ama benim için fazla ağır. Bizim waffle’ımız daha bir kreple waffle arası olduğundan daha bana hitap ediyor. Yemesi daha hafif. Bu arada şu an zaman kavramına bağlı kalmadan anlatıyorum ama bir ara da meşhur Meineken heykelini görmeye gidiyoruz. Hatta bulmak için de baya uğraşıyoruz. Derken, karşımızda minicik bir çıplak çocuk figürü buluyoruz. İnanılmaz bir hayal kırıklığı benim için. Özel günlerde veya duruma göre onu farklı kostümlerle giydiriyorlarmış. Hatta kostümlerinin sergilendiği bir müze bile varmış. Ama o kadar hayal kırıklığına uğradım ki fotoğrafını bile çekmeye tenezzül etmedim. Derken gece birkaç mekana gidip eğleniyoruz. Bu arada Brüksel küçük bir yer olmasına karşın gece hayatı baya iyi. Barselona’da haftaiçi bulunduğumuzdan dolayı bulamadığımız gece hayatını burada buluyoruz. Son gece Brüksel’in geleneksel bol soslu patates kızartmalarından da yiyip 3’te otele dönüyoruz. 6 gibi uyanmamız gerekirken uyuyakalıp 7’de uyanıyoruz ve uçağa yetişme gerilimi yaşadığımız 1 saat sonrasında Charleroi için otobüse binip havaalanına varıyoruz. Brüksel’den sonra da Roma’dan önceki son durağımız Madrid. Onu da umarım yakında koyacağım. Bu haftasonu da Venedik Karnavalında olacağız. İlk kez gideceğimiz için baya heyecanlıyız, hadi bakalım. Ayrıca İstanbul’a kesin dönüş biletimi vizemin bitmesine birgün kalaya 29 şubat’a aldım. Biraz burukluk var ama elbet bir gün tekrar buralara döneceğimi biliyorum. Şimdilik bu kadar.

tumblr_lze8xcKChB1qailu1o10_1280 tumblr_lze8xcKChB1qailu1o9_1280 tumblr_lze8xcKChB1qailu1o8_1280 tumblr_lze8xcKChB1qailu1o7_1280 tumblr_lze8xcKChB1qailu1o6_1280 tumblr_lze8xcKChB1qailu1o5_1280 tumblr_lze8xcKChB1qailu1o4_1280 tumblr_lze8xcKChB1qailu1o3_1280 tumblr_lze8xcKChB1qailu1o2_1280 tumblr_lze8xcKChB1qailu1o1_1280

1

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

* Copy This Password *

* Type Or Paste Password Here *