2 Weeks in France – Part Trois: Paris !

Screen Shot 2013-08-14 at 22.39.21

Paris’e trenimiz saat 3’te olduğu için çok rahatız. Valizleri resepsiyona bırakıp kahvaltı yapmaya gidelim diyoruz. Güzel plan. Yalnız resepsiyonistin bize bir notu var:

Hava şartlarından dolayı ne otobüs, ne tramvay, ne de taksi var. O yüzden biraz acele edersek iyi olur. Çünkü bütün yolu bu tipide YÜRÜMEMİZ gerekecek.

Tekrar başa dönüyorum ve bavulumdaki kıyafetlerimin ne kadar ince olduğunu hatırlatıyorum. Bir kat daha çorap giyiyorum, arkadaşımın montunu da kendimkinin üstüne giyiyorum. Atkıyı bere niyetine kullanıyorum. Ve dışarı çıkıyoruz.

Sadece 10 metre ilerlediğimiz anda ben pes ediyorum. Otostop çekmeye karar veriyoruz.

İlk denemeyi hiç zaman kaybetmeden yapıyorum ve adam ne yazık ki sağır çıkıyor ve bizi anlayamıyor. İkinci denemede bir mini van’ı durduruyoruz ve uzun iletişim çabalarından sonra bizi otobüs geçen bir yere kadar bırakacaklarını söylüyorlar. Van’ın arkasına atlıyoruz. Tabii ki yerde iki büklüm bir şekilde karanlıkta oturuyoruz. Binbir senaryo geçiyor kafalardan. Ya kaçırılıyorsak? Zaten adamı pek tutmamıştım vs.

Derken çok geçmeden indiriyorlar. İndiğimizde yürüdüğümüz yolun tam tersi istikamette 100 metre geriye geldiğimizi görüyoruz.

Buradan sonrasını bir şekilde toplu taşımayla hallediyoruz (demek ki varmış).

Gara geldik diye mutluyuz. Kahvemizi içip ısınıyoruz. Trenin kalkmasına 10 dk kala ekrana bakıyoruz peronu görmek için. Ve bir uyarı “Retard 50 min.”…

50 dakika rötar. Bekliyoruz ve tekrar rötar. Rötarlarla geçen 3 saatten sonra normal trenle Lyon’a gidileceğini öğreniyoruz. (Bu arada ikimizin de Fransızcası yok, çat pat İtalyancamdan çıkarmaya çalışıyorum)

Lyon’dan da Paris’e hızlı trenle artık ölmüş bir halde, gelmemiz gereken zamandan 5 saat gecikmeli olarak varıyoruz.

Ertesi gün, Paris’e ilk kez gelmiş gibi heyecanlıyım. Herkesi uyandırıp plan yapıyoruz. Geçen kışki deneyimlerimle ilk günü açık havada geçirmek adına bir yürüme rotası belirliyoruz. Açıkçası biraz da sevdiğim yerlere öncelik veriyorum. Boulevard St. Germain, Rue de Rivoli, Jardin Des Tuileries, Avenue des Champs-Elysees, derken en sevdiğim cadde Avenue Montaigne ( to-live listemde bir numarada), oradan ta-taa Eyfel Kulesi!

İster demir yığını diyin, isterseniz başka bir şey. Eyfel kulesi benim için hep güzel, hep ihtişamlı ve onu aylar sonra orada tekrar görmek ise başlı başına koca bir mutluluk. Hava da yavaş yavaş kararıyor bu arada, şarap ve biraz da yiyecek birşeyler alıp bir bankta ışıkların yanmasını bekleyip biraz huzur bulduktan sonra tekrar St. Germain’de rastgele bir restorana giriyoruz. İlk günün şerefine biraz daha şarap ve yemek olarak da ördekle devam ediyoruz.

Diğer günlerde tıpkı bunun gibi, önce bir turistik gezi, ardından açık havada biraz şarap, iyice hava kararınca güzel bir yemek ve sonrasında biraz daha şarap (!).

Geçen sefer turistik şeylerin bir çoğunu yaptığım için de son günler kendimi sokaklara ve galerilere attım. Geçen sefer (utanarak söylüyorum ki) varlığından bile haberdar olmadığım Centre Pompidou’ya gittim mesela. Tabii ki inanılmazdı.

Kısacası; Paris bu sefer daha çok mutlu etti beni. Kafa dengi arkadaşların payı çok büyük. Havanın soğuk ama yağışsız olması da pek bir güzel oldu. Hatta bazen gökyüzünü mavi bile gördük! Bir keresinde Jardin de Luxembourg’da sadece ceketlerimizle açık havada kahvaltı bile yaptık!

Umarım yakın zamanda tekrar ziyaret etme şansım olur.

Fotoğrafların devamı her zamanki gibi sonra.

A bientot!

DSC_0539

DSC_0508

DSC_0507

DSC_0467

DSC_0465

DSC_0460

DSC_0446

DSC_0418 DSC_0413

DSC_0409

DSC_0391

 

DSC_0384

DSC_0375 DSC_0371

DSC_0358

DSC_0297 DSC_0291

DSC_0285

DSC_0245 DSC_0237

DSC_0195

DSC_0186

 

DSC_0177

DSC_0162

DSC_0144

DSC_0129

DSC_0128

DSC_0084

DSC_0066

DSC_0048

DSC_0041 DSC_0016

DSC_0014

DSC_0008

DSC_0005

0

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

* Copy This Password *

* Type Or Paste Password Here *